Nâzım Hikmet ve Anar Bey (Rızayev)...

Sen türküsün

Ben cura

Ben nemli ılık bir lodos gecesiyim

Sen Rıhtımda dolaşan kadınsın

bakıyorsun karşıki ışıklara

 

Ben suyum

sen içensin

Ben yoldan geçenim

sen bana el etmek için

Pencereni açansın

 

Sen bir köysün

Anadolu'da bir dağ başında

Sen şehrimsin

En güzel ve en acılı

Sen bir imdat çığlığısın, yani memleketimsin

Sana doğru koşan adımlar benim

 

Sen esirliğim ve hürriyetimsin

çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin

Sen memleketimsin

Sen elâ gözlerinde yeşil hareler

Sen büyük, güzel ve muzaffer

ve ulaşıldıkça, ulaşılmaz olan hasretimsin...

 

Nazım'ın ölüm yıl dönümü. Ölüm gününde Nazım'ı en iyi ve yakından tanıyan Türk dünyasının ve Azerbaycan edebiyatının büyük yazarlarından ve ülkemizde de yıllarca kalarak "Sıra Selvilerde Bir Otel Odası" gibi değerli eserler kazandıran Anar Bey'in "Kerem Gibi" eserinde farklı bir Nazım değerlendirmesini ilginize sunmak istedim.

 

Hayatta iken Nazım'la tanışma ve görüşme imkanı bulup da hâlâ yaşayan ender düşünce ve edebiyat adamlarından biri olan Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Bey, bizzat kendisine ait veya birinci elden edindiği tanıklarla zenginleştirdiği "Kerem Gibi" isimli deneme eserinde Nazım'ın şiir ve edebiyat anlayışına olduğu kadar, Sovyetler Birliği'ndeki yaşam macerasına, hayallerinin yıkılışına, pişmanlıklarına, aldanışlarına ve kişiliğine ışık tutuyor bu eserinde... Anar Bey'i geçtiğimiz yıl Ankara'da Türk Dünyası Vakfı'nda tanımış, dinleme ve sohbet etme fırsatını bulmuştum. Konuşmasının bir yerinde şöyle bir ilginç tespitte bulunmuştu: "Kominizmle ilgili bize anlatılanların hepsinin yalan ve hayal, kapitalizme ait denilenlerin ise tamamının doğru olduğunu biliyorduk"

 

Anar Bey'in "Kerem Gibi" deneme mahiyetindeki eserini güç bela bulmuş ve şu pandemi günlerinde okuduğum nadir eserlerden biri oldu. Anar Bey: Nazım'ın Moskova'dan Bakü'ye her gelişinde evlerinde kaldığı Azerbaycan şiirinin önemli şairlerinden Resul Rızayev ve yine önemli bir kadın şair Nigâr Refibeyli'nin oğlu olarak dünyaya gelir. Baķü ziyaretlerinde evlerinde zaman zaman misafir edilen Nazım Hikmet ile babasının ve annesinin sohbetlerine çokça tanıklık etmiş biri... Moskova'da sürdürdüğü öğrencilik yıllarında da Nazım'a hep yakın olmuş ve Nazım'ı "Ustam ve Ağabeyim Nazım" isimli klasikleşen eseriyle kaleme alan, Nazım'ı ölümüne kadar yalnız bırakmayan ve ne yazık ki tüm özlemine rağmen Türkiye'yi görmeden vefat eden ve hasret giden, Türkiye sevdalısı Azerbaycanlı Türkoloğ Ekber Babayev ile de çok yakın ilişkiler içinde olmuş Anar Bey...

 

Nazım'ın ölüm gününde herhangi kişisel bir yoruma girmeden Anar Bey'in "Kerem Gibi" isimli eserinde Azerbaycan'da ve Türk dünyasında bir Nazım değerlendirmesi:

 

"O yıllarda Nazım, Türkiye'de birçokları için "Moskova'nın Adamı," "Türk Düşmanı" idiyse de, Azerbaycanlılar için Türkiye'nin, Türklüğün, Türk dilinin sembolüydü. Nazım'ı bitip tükenmez alkışlara gark eden Bakü salonlarındaki dinleyiciler, onun şahsında bir kominizm propagandası değil, bize uzun yıllar hasretini çektiğimiz Türkiye'nin kokusunu, ruhunu getiren, canımız kadar yakın olan Türk diliyle konuşan, ölümsüz şiirlerini Türkçe okuyan bir TÜRK şairini alkışlıyordu. O yıllarda Sovyetler Birliğinin Türk bölgelerinde özellikle elbette Azerbaycan'da, hiç kimse Türklük ruhunu, Türklük şuurunu, Nazım Hıkmet kadar yükseltememiştir. Türk sözü, Azerbaycan'da halkımızın, dilimizin adı gibi yasaklandığı Türkiye ile tarih, edebiyat, folklor, soy, adet ve an "ane birliğimiz hakkında her hangi bir fikrin cinayet sebebi sayıldığı; bizi bağlayan bütün iplerin koparıldığı; Türkiye sevgisinden dolayı ya da Türkiye'de akrabalarının olduğunu söyleyenlerin katledildiği yıllarda, Nazım Hikmet geniş katılımlı toplantılarda, üstelik en yüksek kürsülerden şöyle diyordu. Ben Türk'üm, siz de Türk'sünüz, ruhumuz, geleneklerimiz bir, halklarımız, dillerimiz kardeştir"

 

Anar Bey bu değerlendirmelerinin yanısıra Nazım'ın "Beni Stalin yarattı" sözlerine de bir açıklama getirmekte..."Nazım'ın Moskova havalimanındaki ilk sözleri Sovyetler Birliği ve Stalin'e minnettarlık bildiren sözler idi. Öyle ki bu sözlerinden dolayı Türkiye'de bazıları onu bugüne kadar affetmedi. Nazım'ın sözleri muhaliflerince çarpıtılarak güya "Beni Stalin yarattı" şeklinde takdım edilmiştir. Nazım Moskova'ya ayak bastığında, Stalin'e bu kadar alçatıcı bir minnettarlığı olmamıştır"

 

Şahsım dahil Nazım'ın siyâsi görüşlerine katılmazsak da; ideolojilerin yıkıldığı ve ideolojik kaygıların bertaraf olduğu bir dönemde geçmişe ait olayların daha objektif biçimde değerlendirilebileceği her kesimin takdirindedir. Türk dilinin ve Türkçe'nin bir büyük şairi olarak bakılması gerektiğine inanlardanım.