İslam aleminde Ramazan coşkusu yaşanıyor. Türkiye’de de…
(Ramazan coşkusu sözün gelişi aslında; ne yazık ki son yıllarda Ramazan coşkusundan değil Ramazan’ın acıyla, ıstırapla, sıkıntıyla, hüzünle bunalan bir ortamda kapımızı çaldığından bahsedilir oldu hep. Bu sebeple de Ramazan’ın kırılan gönülleri onarması, kararan yürekleri aydınlatması dileğinde bulunuluyor, Diyanet’in hutbelerinde, hocaların vaazlarında, konuyla ilgili yazılan yazılarda… Depremler, savaşlar, katliamlar, çeşit çeşit zulümler Müslümanların Ramazan’ı hüzünlü geçirmesinin sebebi oldu son yıllarda…)
Peki ya medya aleminde Ramazan nasıl yaşanıyor? Coşkulu? Gururlu? Huzurlu? Eğlenceli?
Ekranlara bakarsanız hepsinden bir parça görürsünüz iftar ve sahur programlarında. Gazete sayfalarında da hakeza… Bu işi son 10-15 yıldır özellikle İslamcı medya çok iyi yapıyor. İyi sahneler/dekorlar hazırlıyor, iyi sunucular buluyor, iyi sunumlar yaptırıyor, başta Diyanet görevlileri olmak üzere çok iyi hatiplerin katılımıyla iyi programlar üretiyor.
Bu sene de böyle başladı: Ramazan’ın ve orucun faziletleri anlatılıyor, oruç tutmanın anlamı ve önemi üzerinde duruluyor, mazlum, mağdur, fakir, yetim insanların halleriyle hallenmenin önemine vurgu yapılıyor, İsrail lanetleniyor, Gazze’deki mazlum ama mağrur Müslümanların ıstıraplarına ortak olunmaya çalışılırken bir direnişin, direnen mazlumların yıkıntılar içindeki iftarlarından duyulan gurur hissettiriliyor…
Ama bu sevimli, hoş, güzel, takdir edilesi yayınların arkasına, derununa, biraz gerisine bakıldığında pek iyi şeyler görülmüyor. Orada Ramazan’dan, oruçtan, paylaşımdan, haktan, dürüstlükten epey uzakta işler döndüğü görülüyor.
İki örnekle kastımı açayım:
Her Ramazan’da olduğu gibi bu Ramazan’da da devlete ait bazı şirket, banka ve kurumlar gazetelerde ve televizyonlarda reklam yayınlatıyor. Reklam; yani paralı ilan… Bunlardan birisi Ziraat Katılım. Devletin faizsiz finans kurumu, gazetelere birinci sayfanın tepesinde yer alacak biçimde reklamlar veriyor. Ama bazı gazetelere! Hepsine değil! Peki hangilerine? Mesela Yeni Şafak’a, akit’e, Milat’a, Diriliş Postası’na, Yeni Birlik’e, Türkgün’e…
Bunların özelliği ne? Niye bu reklamı alıyorlar, diğer bir kısım gazeteler almazken? Tirajlarının yüksek olması mı? Şirketin hedef kitlesi en çok bu gazeteleri okuduğu için mi? Faizsiz finans kurumu olduğu ve bu gazetelerin ve okurlarının da faizle işleri olmadığı için mi?
Bunların cevabı belki ilgilisinde vardır. Ama bu listede İslamcı basından Milli Gazete, Karar, Yeni Asya, Yeni Mesaj, Türkiye gibi gazetelerin bulunmadığını, aşağı yukarı aynı tiraja sahip bu gazetelerden reklamların esirgendiğini söylemek lazım.
Bugünkü söz konusu reklamı ilk sayfasının en güzel yerinden en iyi parayla yayımlayan bir gazetenin o sayfanın neredeyse tamamını “Ekrem” haberleriyle doldurmuş olduğunu, manşetinde “Ağaç bahane, talan şahane” başlığı altında “Dürüst, ilkeli ve belgeli habercilik anlayışını şiar edinen akit’in 27 Şubat’ta ‘Ağaç AŞ’de doğrudan talan’ başlığıyla ifşa ettiği İBB iştiraklerinden İstanbul Ağaç ve Peyzaj AŞ’de dönen ihale vurgununun buz dağının görünen kısmı olduğu ortaya çıktı” ifadeleriyle yolsuzluklar karşısındaki hassasiyetini ortaya koyduğu görülüyor. Ne güzel. Kamunun hakkını hukukunu savunan, yolsuzlukların üzerine üzerine giden, bununla övünen bir gazete/cilik hassasiyeti…
Ama keşke bu hassasiyet sahipleri “Devlet şirketi bu ilanı niye sadece bizlere veriyor, bizden başkasına da vererek hakkaniyetli davransa daha iyi olmaz mı?” diye de sorgulasa reklam mevzusunu…
İkinci örnek televizyondan: Çok sevilen bir sunucunun yine çok güzel bir sunumuyla ikisini de çok sevdiğim, saydığım, değer verdiğim biri akademisyen diğeri söz ustası iki konuğuyla programını izliyorum. İftarda akademisyen, sahurda söz ustası çok güzel konuşuyor, anlatıyor, bilgilendiriyor ekran başındakileri…
İftar programında söz bir ara kanalın bulunduğu binaya ve kanalın ve binanın sahibi medya grubuna geliyor. Sunucu da konuklar da “Çok güzel bir hazırlık yapılmış; avm’lerde yılbaşında filan gördüğümüz süslemeler gibi binanın her yeri süslenmiş, donatılmış, Ramazan’a çok güzel hazırlanılmış” gibi cümleler kuruyorlar. Bu da güzel. Hem onların hem kanal/medya grubu sahibinin hassasiyetleri, güzelliği takdirleri takdir edilesi.
Ama bunları duyunca o grupta çalışanların -bir çok medya şirketinde olduğu gibi- asgari ücretle çalıştırıldığı aklıma geliyor. İstanbul gibi geçinmenin en zor olduğu bir şehirde “Asgari ücrete razıysanız gelin, yoksa yok!” denilerek işe alınan genç gazeteci arkadaşlarımızın gösterişli, süslü, lüks ortamlarda bu kadar düşük ücretlerle çalıştırılmasını Ramazan’ın ruhuyla, orucun terbiyeciliğiyle, insanlığın onuruyla bağdaştıramıyorum.
“Bu kadar işsizin olduğu bir ortamda arkadaşlarımıza kapılarını açmış olmaları da başlı başına bir iyilik değil mi?” diyor içimden başka bir ses. Ama madem Ramazan’dayız, madem daha hassas bir iklimdeyiz; bu durum bizi biraz daha takvaya, yani sorumlu davranmaya, yani işini ve sorumluluğunun gereğini daha iyi yapmaya yöneltmeli diyorum son söz olarak…