Babamın Mukatelesi...

Gazeteci Macit Gürbüz’ün piyasaya yeni çıkan son kitabı ‘Mukatele’ büyük yankı buldu. Alanında bu bakışla ilk olma özelliği taşıyan kitabın yazılış serüvenini oğlu Cahit Arda Gürbüğz, duygu yüklü satırlarla Erzurum Post okuyucuları ile paylaştı.

  • 07 Ekim 2019 19:36
  • A
  • A

Babam…
Baboşum…
Sırtımı yasladığım, gölgesinde huzur bulduğum, sorumluluklarımın verdiği telaşı bir kenara bırakıp dinlendiğim çınar ağacım…


Bundan yaklaşık 10 yıl önce yani ben 14 yaşında iken “Kürtleşen Türkler” adlı kitabın ile başladı “Mukatelen”


Çok önemli bilgiler içeren, dönemin ve günümüzün kanayan yaralarına tüm gerçekliği ile parmak basan bir kitaba imza attın.
Bu süreci birebir gözlemleyen biri olarak, oğlun olarak bir de benden dinlemeni istedim.


Sevgili Orhan Bozkurt ağabeyim ile birlikte böyle bir sürpriz hazırlamak istedik sana ve anneme.


Gelelim asıl mevzumuza.
Her şey çok güzel gidiyordu. Satış rakamları beklediğimizin çok daha üstünde idi. 


Satıştan elde edilen gelir denkleştirildiğinde yazara verilmesi gereken bedeli almaya gelmişti sıra. 


Şok yaşamıştık.
İsmini vermek istemediğim 2 yayınevi, ücreti ödememek adına elinden geleni ardına koymuyordu.


Sen otur, çalış, çabala, yüzlerce kaynak deşiştir, tabiri caizse kılı kırk yar, mesleki birikimlerin ile birlikte harmanladığın tüm bilgileri bir kitap haline getir yaz, yayınevi sana hakkını vermesin.
Ne âlâ memleket.
Peki sen yıldın mı? 
Asla!
Yıllarca, yollarca öğrendiğim en değerli hazinelerden biridir sizden. 
Pes etmemek. 
Tek başına bakıldığında ne kadar düz ve basit bir cümle gibi görünüyor değil mi? 
Öyle değil işte. 


Benim babam hayatın ona getirdiği tüm zorluklara karşı dimdik ayakta kalmayı, asla pes etmemeyi hayatına felsefe edinmiş bir adam.


Çünkü Macit Gürbüz adam gibi adam. 
Baba gibi baba. 
Banada, yani oğlunada öğrettiğin yüzlerce şey arasından en değerli olanlar arasında bu var.
Asla pes etmemek. 


Umarım 24 senelik ömrümde sana ve anneme layık bir evlat olmuş, hiçbir zorluğa karşı pes etmemiş, asla kaçmamış, ve tıpkı senin gibi annem gibi üzerine gitmeyi başarabilmişimdir. 
45 yaşından sonra pes etmemek, hakkını adına Türkiye’nin sayılı avukatlarının bile bilmediği, haberinin dahi olmadığı, umursamadığı hukuki bilgi ve birikimle hakkını aradın sonuna kadar “Mukateleleştin” hakkını yiyenler ile. 


Bir süre sonra mevcut hukuki sistem yüzünden bir şey çıkmayacağını düşündük fakat unuttuğumuz bir şey vardı. Allah dürüst ve çalışkan adamın her zaman yanındadır.
10 yıl geçmesine rağmen hakkın olanı yavaş yavaş almaya başladın. Çünkü pes etmedin. 

 


Gelelim son kitabın “Mukateleye”
Bu süreci bu sancıları da birebir gözlemlemiş biri olarak sana anlatmak isterim. O kitabın raftaki yerini alana kadar ne zorluklar yaşadığını sayende öğrendim. 


Ermeni soykırımında önemli rol oynayan 2 aşireti konu alan kitabın için elinden geleni her zaman ki gibi ardına koymadın. Dişini tırnağına taktın. Bazen saatlerce kitaplarını yazdığın dizüstü bilgisayarının başından hiç kalkmadın. Uykusuz kaldın. Gözünden hiç düşmeyen ve sana tonton dedeler kadar yakışan yakın gözlüklerin ile yazdın durdun. 


Büyük bir heyecanla büyük bir azim ile tabiri caizse klavyenin tuşları ile savaştın. 


Çayını doldurmaya geldiğimde gördüğüm manzara beni her daim gururlandırdı, göğsümü kabarttı. 


Elinden hiç eksik olmayan en iyi arkadaşın sigaran, en yakın dostun çayın eşliğinde yığınlar haline gelmiş tepeler oluşturmuş, devasa bir adam olmana rağmen aralarında kaybolmana sebep olmuş olan notların, kitap için kullandığın kaynakların arasında kendini kitabının derinliklerine bırakıyordun. Bazen duymuyordun bile bizi. Bazen kızıyordun tatlı bir gülüş ile “bölme beni cümleyi unutuyorum”.


Bu benim için muhteşem güzellikte bir his bilesin.
Okuyan, sorgulayan, üzerine birde yazan bir adamın oğluyum ben çünkü. 


Ne diyorsun sen hep bana? 


-Allah sana da nasip etsin baboşum. Bu dünyaya bir eser bırakmadan gitmemek lazım. 


Bu cümleye verebilecek en güzel cevap benim baba.
Oğlun. 


Senin gibi güzel bir adamın en güzel eseri en güzel imzası senin deyimin ile “olamayacağım yarınlara mirasım” oğlun. Benim. 
Çünkü ben tıpkı senin gibiyim. Hareketlerimiz bile aynı. Öyle yetiştim. Siz beni kirli dünyanın tüm kirlerinden arınmış şekilde yetiştirdiğiniz. Yunus Emre misali dersin hep. Siz benim ocağıma hiç eğri odun atmadınız.


3. Kitabın “Mukatele” ile tekrar piyasaya imzanı attın. 
Fakat bilesin ki sen bu dünyaya 15.11.1962’de dünyaya gelerek imzanı altın harflerle atmışsın zaten. 

Meyvesi de ben, oğlun olmuşum. 
Okuyan, sorgulayan, bağnazlıktan uzak, aydın, ufku geniş bir evlat oldum size. En azından ben bir nebze de olsa böyle olduğumu düşünüyorum.

 

“Mukatele” de tıpkı “Kürtleşen Türkler” gibi çok büyük uğraşlarla son haline geldi ellerinde. 


Gerek sahada gözlemlediklerin, gerek okudukların, gerek şahit oldukların ile. 


Ermeni soykırımını tüm gerçekliği ile anlattığın yeni kitabın hayırlı uğurlu olsun Babam…


Okurun ve kazancın bol olsun demir adam.
Umarım bu cümleler sana seni anlatmamda yeterli olmuştur.

Kitabının anlamı gibi hayat ile bir ömür “Mukateleleştin”. Fakat bazılarının yaptığı gibi eğilip, bükülüp, bir yerlere gelebilmek adına el etek öpmeden, dimdik ayakta olarak yaptın “Mukateleni” hayata karşı. 

 

Oğlun, tek mirasın Cahit Arda Gürbüz…

Seni çok seviyorum. 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.